01 Temmuz 2009 Çarşamba

zeytin.

arife gecesi yatsı namazından sonra camiinin avlusunda sohbet eden delikanlılara doksanlık bir amcanın dediği: burda bekleşmeyin ula varın karılarınıza gidin! karılarınızın .mı bu gece ulur! bu gece yapmak sevaptır!

kadın kurttur bacak arasından uluyan. kadın can veren bacak arasından canı alınan yine bacak arasından sebep.

köyde bekar erkek yok. köyde bekar kız yok. herkes herkesle eşleşmiş. kocası askerde olanı evdeki abisi tamamlar. dul olanı kapısında en az bir bekleyeni. fıkradaki denizaltındaki boşlukları doldurmak misali köyde boşluk kalmaz. köyde kadın erkeği peşinden sürükleyen bir asena.

kapalı kapılar ardındaki cennet köydeki kadının bacak araları. orda ne olduğunu bilen ama asla göremeyen erkek için kapılıp sürüklenme nedeni. kadının cinselliği erkeğe dediğini yaptırır köyde.

kadının cinselliği kadına erkeğin dediğini yaptırır şehirde. şehir büyük. şehir kalabalık. şehirde bütün kapılar açık. sadece bir adım atmak ister.

şehirde seçenek çoğalır. erkeğin gözü açılır. evdeki mahremiyete olan mahkumiyetine isyan eder. nerden geldi ise herkese göz süzebilen kadınlar aklını karıştırır. erkek kendini azlederken evden evdeki kadının eve mahkumiyeti tam da burada başlatılır.

***
erkeğin kentten köye transferi (mal-formasyon):
burda evler hep bahçeli olm bi tane katta daire yok!!
erkeğin kentten köye atanması (mal-pozisyon):
layynnnn bi bakın önce karının orası burası tam mi!! layyyn karıların kendilerini .iktirmesi yetmedi bi de kestirmesi çıktı başımıza minagoyum!!
amirim siz rahat edin artık birakın bu işlerle emniyet ilgilensin.

erkeğin köydeki işlerle ilgilenmesi (mal-fonksiyon):
odalarda ışıksız değil miydi layyn bu pezevenk!!!
amirim elin şarkıcısından ne istiyorsunuz??
yok layyn ben bu odalarda ticaret yapıyorum diye devletten vergi kaçıranlara küfrediyorum!! ne şarkıcısı!!! devletten vergiyi kaçır kaçır ondan sonra gÖTV'si kalkmış arabalarla vınnn mınagoyum!!

***
erkeğin az paralı iken çok para emişi (mal-absorbsiyon):
sana 520 kere dedim olm araba sıfırken bindirdiğin karı araba ilk onbin bakımına girmeden arazi!! memlekette borusan mı yok anasını satıyım!! bi boru sana takar ondan sonra tut tutabilirsen!!

erkeğin kadınlarla tanışması (mal-ta ateşi):
bak bazı kadınlar motor yağı gibidir ilk onbin kilometrede yürüyen aksamın arasından akıp giderler. bazıları stepne gibidir. yürüyen dört tekerden biri patlamadıkça ihtiyaç duymazsın ama hep orda olduğunu bilirsin yani evlenirsin. bazı kadınlar ön koltuğa oturmak için yaratılmışlardır ama şoför koltuğuna. arabana biraz dinlenmek için binerler. o kadın asena'dır. bacak arasından ulur. erkeği peşinden sürükler ama erkek bu uğurda ölmeye hazır olmalıdır.

erkeğin köyüne geri gönüşü (mal gütme):
arife gecesi yatsı namazından sonra camiinin avlusunda sohbet ederken bize bağıran doksanlık amca artık yok! karılar da yok artık! uluyan .m da! bu gece yanmak sevaptır!!

17 Haziran 2009 Çarşamba

sevgisiz.

dünya siz nerede olmamı isterseniz ben orada olayım günü. her sevgiliye bir bilet hazırlandı. çekiliş yok kura yok. daha önce de söylemiştim. herkes sırasını bilsin.

hepinizle teker teker konuşamıycam. anlatacaklarımı iyi dinleyin. arka sıradan duyamayanlar var mı? iyi. duyanlar duyamayanlara anlatsın o zaman. ya da dersten sonra fotokopi çektirin.

hepinizi aynı anda sevemem. ama seviyorum. sırayla seviyorum. tek tek seviyorum. bazen ikişer ikişer seviyorum. çok kedi hiç kedi bunu da biliyorum. ama elimde değil.

sevgim hiç mi bitmeyecek? bir gün gelecek çağlayarak akan sular durulacak. pet şişelenecek. hali hazırda şişelendi ama o zaman gelince kuyumcularda satılacak. ben de öyle olacağım. kara ya da menkul kıymetler borsasında kıymetlendiği an sevgim zengin olacağım. ya da siz zengin olacaksınız. o zamana kadar sevgimin hepsini tahviller şeklinde dağıtmış olacağım çünkü.

bu bana ne kazandıracak. sevgi paylaştıkça çoğalacak mı. faizi getirisi götürüsü. ama hep benden gidiyor. bende çoğalan birşey yok. sevgi paylaştıkça yalnızlık çoğalıyor. o ise paylaşılmazdı. şairin denklemi hala geçerli. o yüzden hala aynı cümlelerini okuyup duruyoruz bazı insanların. onlar daha ağızlarından çıkmadan biliyorlardı biz hala anlamıyoruz.

suya yazsak pay dağılımını. kimin elinde yüzde şu kadar tahvil kimde şu kadar bono. yardım edin. yüzdeleri toparlayınca yüz etmiyor hiçbir zaman. bütünü parçalara ayırdık. birleştirince eksik kaldı. nerde o fizik kuralı. hiçbirşey yoktan var vardan yok edilemezdi. nereye gitti benim kayıp oranlarım.

herkes kendini düşündü. arada dilimlenirken pasta ya yerlere düştü ya da gözden düştü. ittirilip kaktırıldı sevmeklerim. hor görüldü. o zamanlar kıymetleneceğini bilmeyenler sobalara attı yaktı. karşılığını alamadığını düşünenler hasıraltı ediverdiler. taşındıkları evlerde ardlarında bıraktıkları kutularda kaldı kıymetli kağıtlar. zedeyiz dediler. sevgizede. o dönemde zede olmak da hem çok kolay hem çok modaydı.

hadimizi bilmeliydik dediler. o kadar yüklenmemeliydik sana ve sevgine. tamam da insanlaşmadan önce hayvan olduğumuza inananların sayısı inanmayanlardan azdı. kim dedi ki birşeyleşebildiğimizi zaten. evrim henüz çarkını tamamlayabilmiş değil.

evrilmek demek insan olmaksa eğer usta'nın da dediği gibi vatan hainliğine devam etmek lazımdı.

ben kendime ihanet ederek bugünlere geldim. kendimi parçalara ayıramadım. beni bağışlamanızı beklemiyorum. elinizdeki kağıt parçasından ya da lamba bile olsaydı elinizdeki dileyeceğiniz üç muhteşem dileği gerçekleştirecek o cinin çıkmayacağını biliyordunuz. o yüzden kimse kandırılmış saymasın kendini. benden başka.

ben kendimi saymıyorum zaten. beni çıkarın seçmen listelerinden. tüm dünyayı eksi birle çarpın. kezzap atın yüzüme. ben de gözünüze asit damlatayım. bir göz eksik bir göz fazla.

göremedikten sonra.

06 Haziran 2009 Cumartesi

tatsız.

gece. okan bayülgenin kısa süreli libido uzun süreli takviyeli programına takılmaktan ya da yitik internet sayfalarında bir daha kaybolmaktan başka çaresi olan varsa 0900 255464 7453946 numarasından bana ulaşsın.

sevgili günlük tatsız. uyumak bir yatağın kenarına kıvrılmak işlemi. filmlerin başları sonları ve ortaları hep aynı sevişme sahnesi ile mi başlıyor artık.

aşk ve meşk ucuza üretileli beri kalitesi düştü. çin den gelen konteynırlar İ siz SENI SEVIYORUM yazan kapli yastıklarla dolu. içinden eroin çıkmayanlar yataklarımızı süslüyor.

afra tafradan bıktım artık. herkes çok fasülye bu aralar. yok istemem eksik kalsın. yıllanmadan gelmeyin kapıma.

haber yayına hazırlandığı sırada kendisinden haber alınamamak nasıl bir duygu bilmiyorum. kendim için kayıp ilanı vermek istiyorum. polis radyosuna.

henüz bulunamamış karakutulardayım. enkazımdan eser yok. kaç kişiyi kendimle birlikte ölüme sürükledim.

yollar gide gide bitecek gibi değil. en iyisi hiç gitmemek.

sevgilisinden ayrılanlar/sevgilisi olmayanlar/sevgilim olsa diye salyasını etrafa akıtanlar/sevgilisi olsa da salyasını etrafa akıtanlar/sevgilisi olmadan salya sümük ağlayanlar/ayrıldıktan sonra intihar girişimcileri/severken ölüyorum abiciler/seviştikten sonra ölmek isteyenler-kötü sevişmezedeler hariç-/sevişmek için ölmek isteyenler/sevişirken ölmek isteyenler siz de gelmeyin. güzin ablanız değilim.

senaryo doğru ama kurgu yanlış kurulmuş hayatlarımızla en iyi senaryo ödülünü alamayacağız. üzgünüz.

ben seni unutmak için sevmedim. ben seni sevdiğimi unutmak için kaç kişiyi sevmemek zorunda kaldım bir bilsen.

yazmak bitecek gibi değil. en iyisi dünden yola çıkmak.

21 Mayıs 2009 Perşembe

acısız.

hiçbir yerde saklı gizli değiliz. kendi içimizde bile. bir cinayet masası dedektifinin bir akşam üzeri beynimize girip kimliğini göstererek faili meçhul bir cinayetten bizi sorgulamaya gelmesini bekliyoruz.

cinayetin işlendiği tüm mahallerde parmak ve ayak izlerimiz mevcut. kaçışımız yok. çok parçalı bir cinayet bu. katil maktulü parçalara ayırarak şehrin bazı noktalarına yerleştirmiş. tıpkı bir açıkhava müzesi gibi.

bacaklarından biri bir kıtaya diğeri bir kıtaya bırakılmıştı. iki kıtayı birbirine bağlayan bacakların arasından her gün gelip geçen insan sayısını hesap etmek mümkün değildi.

gözleri altınokta körler derneğinin bahçesinden çıktı. son bir bakış bağışlamıştı gözleri. gördüklerini göremeyenlerin gözünde canlandırarak .

elleri şehrin en ünlü parkında bulundu. ulu bir ağacın dalında asılıydı. saydılar. tam yüzbiniki eli olmuştu ağacın artık.

kulakları bir tepede bulundu. madem şehri dinlemek için gözlere ihtiyaç yoktu. kulaklar şehri son kez duydu. onca ses içinde kulağını dolduran sevişen bir çiftin senkronize soluğuydu.

saçları şehrin en uzun caddesi boyunca uzanırken bulundu. upuzun kıvrımların sonundaki yılanbaşları kendisine bakanları değil bakamayanları taşa çevirmişti. bilinen tüm dillerde dualar yazılıydı saçucunda. ama hiçbiri kabul olmamıştı.

ağzı yuttuğu tüm günahları kusmuş olarak bir nehir kenarında bulundu. nehir ondan oluşmuştu. o nehirden kurtulmuştu.

burnu bir köpek barınağından çıktı. aldığı tüm kokuları köpeklere dağıttı. dört bir yana dağılan köpeklerin ulumaları insanlık suçları için birer ağıttı.

göğüsleri iki ayrı tepede birbirini görmeden yıllarca durdukları gibi duruyorlardı. acemice başkaldıran. gökyüzüne uzanan. ne olursa olsun başını daima dik tutan. iki ayrı tepede.

gövdesi evimde bulundu. yatağımın üzerinde. yerde kırmızı stilettolar. kandan daha kırmızılar. cinayet masası dedektifine içki ikram edemeyiz. görev başında yasaktır. zaten evdeki tüm içkiler bitmiş. vodka kalmış. onu da ben içemem (hala).

maktulün parçalarının üzerinde mor çiçekli elbise mi vardı diyorum. şaşırmadan bakıyor bana dedektif. tamam diyorum. son durak. tutuklayıp gidin beynimden. size ayrılmış sürenin sonuna geldiniz. metrobüs gibi yol falan ayıramadık. trafiğe kalacaksınız. karşıdan karşıya geçerken önce bana sonra yine bana bakınız. çünkü bacaklarımdan biri bir kıyıda. diğeri öbür.

fail "failed". meçhul meşhur oldu. bir insanlık suçu daha tek bir insanın başına yıkıldı. hitlerle aynı kefene koyun beni.

bir şey daha var. tutuklamadan önce parçalarımı birleştirmeyi ve televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız.

diiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiit.

29 Nisan 2009 Çarşamba

kısa.

kendime hoşgeldim. kendine hoşgeldin. aslında tek başına konuşularak geçirilen birşey şu hayat. kimse seni senin kadar dinlemiyor. kimse senin "concern" lerinle senin kadar ilgilenmiyor. bütün gününü saçma sapan "what's the difference between a woman' legs and a sportscar" gibi espriler okuyarak ve hatta bunlara gülerek bile geçirebilirsin. kimse sana birşey demez. ben yine de kendime gelmek istiyorum. kendime hoşgelmekten mutluyum.

aklımın bir odasını ona tahsis ettim. sen dedim yat içerde. yatak çarşafları temiz(bu yalandı).

yanına gittiğimde yatağın kenarına oturmuştu. komidinin üstünde sümüklenip buruşturulmuş iki tane peçete. noldu dedim. hiçbişi dedi. tamam dedim sormadım. belli ki burda olmaktan hoşnut değildi. ama gidecek yeri yoktu.

giysilerimden verdim ona. gardrobu kapatırken. baktım. gözü içerde kaldı. o mor çiçekli elbise di mi dedim. gözlerini indirdi. ben de hiç giymedim onu dedim. bana onun hediyesiydi. hışımla aldı verdiğim giysileri. odadan çıktı.

baktım kotun paçalarını kesmiş. kısacık etmiş. kıçı görünüyor. beyaz gömleğin kollarını da kesip göğsünün altından bağlamış. onun göğüsleri benimkilerden büyük. sonra aklıma geldi iç çamaşırı vermeyi unuttum diye. o da istememişti.

ben işe gittim geldim . o evde oturdu. bir elinde kumanda bir elinde fındık fıstık tabağı. yerlere atıyordu. temizlemeye yeltendim. beni koltuğa çekti. bacaklarını bacaklarıma doladı. üstüne düştüm.

kafamı göğsüne gömdü. şşşşşş dedi. kımıldama. kaç gündür bunu yapmak istediğini biliyorum. ben gönüllüyken faydalan işte.

uyandım. üşümüş ama rahatlamıştım. hiçbişi hissetmiyordum. ne ağrı ne de bişi. hayret dedim. genelde sabah kalktığımda ayaklarımın üstüne basamam. ayaklarıma baktım. ayaklarımı göremedim.

kırmızı bir gölün içinde yatmakta olan gövdem vardı ama ayaklarım yoktu. ellerimle kırmızı göle dokunmak istedim. pırıldayan bir yüzeyi vardı kırmızı gölün. incecik ten. ıslak mukoza parlaklığı.

ellerimi bulamadım. kolum kalkmadı. ne de doğrulabildim. gövdem dikdörtgenler prizması şeklindeydi kırmızı gölün ortasında. biraz daha gözlerimi kaydırdığım zaman yataktan yere akmış olan gölün ortasında giysilerini gördüm. üzerinden çıkarılmış paçalarını kesip kısacık ettiği kot. beyaz gömlek(artık pempe). ve mor çiçekli elbise. ama sadece bir kısmı. onu giymiş giydikten sonra kesmişti. kimbilir ne hale gelmişti güzelim elbise.

sadece kaldırabildiğim kadarıyla kafamı kaldırdım yataktan. saçlarım. SAÇLARIMI da almıştı. çığlık atmak istedim. vazgeçtim. kafamı kaldırınca göğsümdeki etten kandan iki boşluk çekti dikkatimi.

bedenimi giymiş giydikten sonra da kesmişti. kimbilir ne hale gelmişti güzelim göğüsleri diye düşündüm.

aklının bir odasını bana tahsis etti. sen dedi yat içerde. yatak çarşafları temiz(bu yalandı).

26 Aralık 2008 Cuma

düzeltme..

şarkının adı ülkem benim' miş.. bindik bi alamete albümünden..

memleketim..

az önce memleketimde dolandım.. tavaf ettim bir saat içinde tüm çarşısını.. aidiyetsizlik yarama tampon olması bir yana kulağımda cem karaca'nın memleketim şarkısının yüksek tondan zurnalarıyla karlı manzaralar yüreğimi de soğuttu. torbalar vardı elimde yorulmuştum.. kollarım da ağrımıştı ama mutlu oldum..içime çektim tertemiz memleket havasını.. baktım egsoz dumanı ve karbonmonoksit kirlenmesi gelmedi hiç akciğerlerime.. tekrar mutlu olup bir daha, daha kuvvetli çektim içime havayı.. yalnızlığımdan gurur duydum.. kendimden durur duydum.. ah yalnız olmasaydım da dedim içimden ama benim yalnmızlığımı giderecek paylaşacak bir babayiğit henüz çıkmadı karşıma dedim.. ya bir yerlerde ya da bir yerlerde yok..naapalım memleketim şarkısını dinleyelim cem karaca'dan..