Önce iptal oldum. Okuyunca inanamadım. Piraye'nin resimlerini görünce hepten kalakaldım. Zamanımızın herşeyi görüntü ile bir düşünen insan yapısından nasibini az da olsa almış olarak bir adamın hele ki Nazım gibi bir adamın isminin heybetinden dolayı Piraye'nin de Monica Belluci'nin o yıllardaki Türkiye şubesi olması gerektiğini sanmıştım. Oysa ki nasıl yanılmışım. Her iki fikrimde de. Nazım'ın heybeti bir kadının dışını sevmekten ileri gelseydi eğer zaten şu anda onun adını anarak böyle birşeyler yazıyor olmazdım. Okuduğum anda beni iptal eden 'Karıcığım' diye başlayan dizeler olmazdı aşağıda.
Anlayamadım. Bir erkek tarafından sevilmeyi, öylesine sevilmeyi hayal edemedim. Hele ki 'karıcığı' olduğunuz bir erkek.. Çünkü erkekler sevgili modundayken sevgilerini belli edebiliyorlar diye biliyoruz hep. Ya da ben öyle biliyorum. Ben hiçbirşey bilmiyorum.
Herşey Cem Karaca dinlerken oldu. Önce 'Şimdi artık sen de herkes gibisin' dizelerinin Usta'ya ait olduğunu öğrendim. Evet itiraf ediyorum yeni öğrendim. Ama besteleyen de öyle bi bestelemiş ki.. Sonra 'Ben bir ceviz ağacıyım'ı dinlerken bu 'yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var' dizesi olsa olsa yine Usta'ya ait olsa gerek dedim. Google'a yazdığımda çıkan manzara beni şaşırtmadı.
Evet tüm şiilerini okumadım. Hatta çoğunu okumadım. Bir arkadaşım şöyle demişti zamanında: ' Ben de her Türk genci gibi kısa dönem solculuğumu lise çağında yapıp bitirdim'. Gülmüştük. Benimki ne kısa dönem, ne solculuk, nede lise çağı.
Az önce hayatını okudum Usta'nın ilk defa. Mavi Gözlü Dev'i izlemiştim ama aklımda daracık bir hapishane odasında daktilosunun başında hastalıklı bir şekilde yazılar yazan bi adamdan başka birşey kalmamıştı. Halbuki Türkiye'den ayrıldıktan sonra yaptıklarını okuyunca ne kadar az aydınlatılmış olduğunu anlıyor insan.
Kendisinin de dediği gibi otuzunda asılmasını, kırk sekizinde ise barış madalyası vermek isteyen ve hatta veren zihniyetlerarası yolculuğunu; yazılarının otuz kırk dilde basılmasına rağmen 'Türkiyem'de türkçemle yasak' demesinin hüznünü hiç bilemeyeceğiz herhalde.
Daha bilemediğimiz neler var acaba?
11 Kasım 2008 Salı
Yorumsuz..
Karıcığım,
Hasretliğin on ikinci yılı bu
on ikinci yılı
Gönül ağzına kadar dolu
Sen diyorum İstanbul geliyor aklıma
İstanbul diyorum sen
Sen şehrim kadar güzelsin
şehrim senin kadar acılı.
İşte bu kadar karıcığım. İstersen cevap verme.
Kocan
N.H.R.
Hasretliğin on ikinci yılı bu
on ikinci yılı
Gönül ağzına kadar dolu
Sen diyorum İstanbul geliyor aklıma
İstanbul diyorum sen
Sen şehrim kadar güzelsin
şehrim senin kadar acılı.
İşte bu kadar karıcığım. İstersen cevap verme.
Kocan
N.H.R.
10 Kasım 2008 Pazartesi
Her gece yollarda gözledim seni
Yollarla ilgili şarkılar tek tek aklıma düşmeye başladı bu ara. "Yollarda bulurum seni" diyordu Haluk Levent; bulmak aramayla ilişkili birşeydi. Yolda ne aranan oldu ne de bulunan.
"Yine düştük yollara" dedi Bulutsuzluk Özlemi; düştük evet ama kalkmasını da bildik.
"Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın, yağmayın yollarıma durun kar taneleri" dedi Nilüfer. Bu daha çok karayollarının işiydi, üstelik ben yollara düşeli kar düşmedi henüz.
"Evreşe yolları dar" dedi Bedia Akartürk; rahmetli Dayım vardı gidip görmüş 'hakikaten dardır Evreşe'nin yolları' demişti.
"Uzun ince bir yoldayım" dedi Aşık Veysel usta; yollar uzundu, inceydi bitmek bilmiyordu. Bitse bile her yol bir diğerine bağlanıp uzayıp gidiyordu.
"Bu yol nereye gider" dedi Yılmaz Erdoğan; yol bir yere gitmedi çünkü giden yollarda gitmeyen hep aynı yerde kaldı.
"Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın" dedi Bülent Ersoy; gelmeyince üzülen perdeyi kapatan çıkmadı.
"Sana sevdanın yolları bana kurşunlar" dedi Kayahan; sevda kurşunlandı sana da bana da kalmadı.
"Yol arkadaşım nerdesin?" dedi Sezen Aksu; bizi birer birer yolda bırakanlara ithafen.
Yola çıkmamızı sağladılar, yolda bıraktılar, yoldan çıkmadık, yola devam ediyoruz. Canları sağolsun.
"Yine düştük yollara" dedi Bulutsuzluk Özlemi; düştük evet ama kalkmasını da bildik.
"Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın, yağmayın yollarıma durun kar taneleri" dedi Nilüfer. Bu daha çok karayollarının işiydi, üstelik ben yollara düşeli kar düşmedi henüz.
"Evreşe yolları dar" dedi Bedia Akartürk; rahmetli Dayım vardı gidip görmüş 'hakikaten dardır Evreşe'nin yolları' demişti.
"Uzun ince bir yoldayım" dedi Aşık Veysel usta; yollar uzundu, inceydi bitmek bilmiyordu. Bitse bile her yol bir diğerine bağlanıp uzayıp gidiyordu.
"Bu yol nereye gider" dedi Yılmaz Erdoğan; yol bir yere gitmedi çünkü giden yollarda gitmeyen hep aynı yerde kaldı.
"Dün akşam yine benim yollarıma bakmışsın" dedi Bülent Ersoy; gelmeyince üzülen perdeyi kapatan çıkmadı.
"Sana sevdanın yolları bana kurşunlar" dedi Kayahan; sevda kurşunlandı sana da bana da kalmadı.
"Yol arkadaşım nerdesin?" dedi Sezen Aksu; bizi birer birer yolda bırakanlara ithafen.
Yola çıkmamızı sağladılar, yolda bıraktılar, yoldan çıkmadık, yola devam ediyoruz. Canları sağolsun.
07 Kasım 2008 Cuma
Let's give peace a chance..
yeni eve çıkınca da böyle olmuştu. her yer düzenli çay her daim ocakta kaynıyor ama gelen giden yok arayan soran yok. yaw evdeyim millet işte gelsenize diye bağırası geliyordu insanın camdan dışarı. şimdi de öyle. yalnızlığın birinci tekil şahıs hali ile doğru orantıda giden blogumda ne gelen vaaaar ne giden. yanlışlıkla kapıyı çalan ya da ya bi arkadaşa bakcaktım diyerek bar kapısından beleşe girmeye çalışan ya da içerdeki ortamın nabzını tutup duruma göre bi yan bara geçsek mi diye kafayı uzatan bile yok.
tamam yeni bi işletmeyiz daha güvenilirliğimizi kanıtlamadık ama let's give peace a chance diyorum..
tamam yeni bi işletmeyiz daha güvenilirliğimizi kanıtlamadık ama let's give peace a chance diyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)