beni karşıladın. uzun boyun, mevzun fiziğine yakışmış pantolonunun cebinde belli olmasın diye her zaman cüzdansız taşıdığın paradan taksiciye uzatırken, ayağını taksiden atınca sportif ama şık ve her zaman pırıl pırıl siyah ayakkabın yere sağlamca bastığında, marka olabilen ama hiçbir zaman ben burdayım diye bağırmayan saatine bakarak, geniş omuzlarına oturmuş ne renk olursa olsun sana giden deri ceketinin cebinden cep telefonunu çıkararak beni aramaya yeltendiğin zaman kaldırımın kenarından gülümseyerek sana baktım. o sırada kafanı kaldırıp dönünce boynundaki iki zincirden biri köprü gibi ışıladı. kulağındaki küpenin duruşu o anda sadece o kulağınla bile sevişecek onlarca kadın yarattı etrafında. ama sen beni gördün. ne hızlı ne yavaş ayakkabılarının şeklini sağa sola kaydırmadan yere basan emin adımlarla bana geldin.
yine öksürerek selamladın beni. öksürürken göğsünden gelen o bronşit hırıltısı o anda o göğsüne yatıp uyumak isteyen onlarca kadın yarattı etrafında. ama sen bana sarıldın.
boynundan öptüm seni. içine o güzel parfümle bezenmiş kokunu çekerken altında teninin yeni duş almış tazeliğine de küçük bir dil kondurmak istedi burnum. ama sabredebilirdi. çünkü aklına düşük bel pantolonunun bittiği ve erkekliğinin başladığı yere gömüldüğü zaman nasıl inceden inleyebildiğin geldi. durdu geri çekildi burnum. elimdeki elini öptü dudaklarımla beraber.
üşümüşsün dedim. evet dedin yeni duş aldım. böyle son dakika şaşırtmacası yapıyorsun bana hep. ama yine de yetiştim bak. arabanı nereye koydun?
bayılıyordum ona. arabama yer bulmasına, bana yer bulmasına. bende yer bulmasına. gece olunca meydana bakan bir otel odasında.
sokaktaki çingenelerle, fahişelerle, sahildeki balıkçılarla, barlardaki ibnelerle olan muhabbetine. herkese diyecek bir sözü, herkesten alacak bir feyzi ve herkesin ondan alacak bir kaç kuruşu vardı. önüne çıkan herkesle istisnasız muhabbete giriyor, bazen taksicinin muhabbetine doyum olmadı diye ineceği yerde inmeyip yolunu uzattığı bile oluyordu. ben ise o bronşitli öksürüğü ile gülerek muhabbet ederken insanlarla onu izliyor, her seferinde daha çok aşık olmamak için kendimi tutuyor, ama işte ayda bir ya da bulabildiğim her fırsatta kendimi onun kollarına atabilmek için onca yol almış olarak yine yanında ve kokusunun yörüngesinde buluyordum kendimi. çünkü bayılıyordum ona.
gece oldu. ben yanımda beni hayata bağlayan sebep ve hayata bağlayan sebepten hariç neredeyse hayattan koparan sebebimle beraberdim. yalnız gelmemişsin bu sefer dedi. çok özledim seni naapıyım başka çarem yoktu dedim. gelmek zorundaydım.
akşam indi. kalabalık kendini bir o yana bir bu yana savurmaya başladı. ve ben huzursuz bir bekleyişle kendimi onun sıcaklığına sığındırmaya çalışarak ama sebeplerimle beraber ne içeri ne dışarı bir halde kalarak beklemeye başladım. geceyi. bundan daha az acıklı olmayacaktı biliyorum. ama bunu görmem lazımdı.
gece oldu. kalabalık tam istimini almış bir lokomotif gibi kendi bildiği yöne ya da bilmediği yönlere ilerliyor geriliyor çalkalanıyordu. köşede durmuş birini bekleyen koca koca memeleri neredeyse görünen kız, kızıl saçlarını topuz yapmış queen elizabeth edasıyla süzülen hatun, mini eteğini savurarak ilerlerken arkasında bir o yana bir bu yanan sallanan kafalar ordusundan memnun görünen kız, metalci saçlı oğlanlar, kolkola gezen gayler, kenarda öpüşen turistler, sevişmeye hazır orospular ve onların bu hazırlığından ereksiyon halinde dolaşan askeri liseden çıkma erkekler gibi daha niceleri vardı etrafta.
elele ama konuşmadan vardık otelin önüne. tıpkı ilk tanıştığımız günki yaşadığımız gibi. o gece yanımda bulunan eline erkek eli değmemiş arkadaşım montumun altından elime onun elinin değdiğini görünce nasıl da şaşırmış hatta dehşete düşmüştü. ama onun o bronşitli gülüşleri, bıyıklarının arasından öp beni serenadı yapan dünyanın en güzel dudakları dururken el değmemek mümkün müydü?
ama dün gece kalabalık savrulurken bildiği ve bilmediği yönlere benim savrulabileceğim tek yönüm vardı. onun gelemeyeceği bir yön. beni hayata bağlayan sebep ve hayata bağlayan sebepten hariç neredeyse hayattan koparan sebebimle beraber çıkarken merdivenleri peşimden geldi. saat daha arabaların kabak olma saatine iki dakika kala uyumamı seyretti. ama ben gözlerim kapalı uykudaymışım gibi yaparken.
odadan.
çıktı.
gitti.
köşede durmuş birini bekleyen koca koca memeleri neredeyse görünen kıza gitti diye düşündüm. o mis gibi kokusunu içine çekerken düşük bel pantolonunun bittiği erkekliğinin başladığı yerden, elinin altındaki kabarıklık gittikçe zevk almak ve daha çok -en azından benim için- zevk vermeye programlanmış bir ogüst tapınağına dönüşürken benim ona yüz sürebildiğim, kokusunu içime çekebildiğim, loş ışığında dans edebildiğim, koltuğunda mini etekle oturup bacak bacak üstüne atarken karşı koltukta inletebildiğim, sonra dizleri üzerinde bana geldiği anda tüm cüretimi karşısında sergilerken ağzını ıslatabildiğim gibi yapabilecek miydi acaba koca koca memeleri neredeyse görünen kız?
uyandım. bana ikram ettiği sabah sevişmelerini hiç düşünmek bile istemeden ama saçım aynı beni sevmiş ama kelimenin tam anlamıyla severek becermiş olduğu gecelerin sabahındaki gibi dağılmış olarak, tabii bu sefer uykunun huzursuzluğunda dönmekten, uyandım.
bana kahvaltısız aşk ikram eden sen olmadığın için yanımda aşksız kahvaltıyı mecburen yeğleyerek çıktım sokağına. senden ayrılmak hiç bu kadar zor hiç bu kadar acıklı olmamıştı. sebeplerimle beraber gelirken keyifle ve hazla kullandığım arabanın bu kez arka koltuğuna adeta büzüşüp tekrar ama sadece benim olabileceğin bir gecede koynuna girdiğim anı hayal ederek ayrıldım senden. koca koca memeleri neredeyse görünen kızın yatağında ama sabah sevişmesi istemeyecek kadar bedbaht uyandığın anda ben çoktan terketmiştim seni.
bir daha arkama bakmayacak kadar gururlu, mecburen koca memelere gömülürken sen ve sabah ereksiyonunu boşa harcamayacak kadar cevvalken o hatun, sevdiğimi başka kollarda bir geceliğine de olsa görme ihtimalinin yarattığı yıkımla boynundaki o ışıldayan köprülerden birinden basıp uzaklaştım senden.
en yakın karayolunda
senin
isminin
ters yönde
yazdığı
tabelaların
olduğu
bir yerdeydim artık
sana
yine
gelmek
üzere
kaçtım senden
aşık
olduğum
şehir.